oğuz atay'ın haklarında bir ansiklopedi yazmaya kalkıstığı, her bakımdan tarifini yaptığı, maceralarını anlattığı sirin insanlar... tutunabilenlerden en büyük farkları genellikle tuttukları dalların kırılgan olması ve artık kafi derecede yara bere içinde olmalarıdır. biryerlere tutunmaktansa birbirlerine tutunmayı ve ne olacaksa olsun artık demeyi tercih ederler. olric hepsinin yardımcısı olsun...
bu büyük eserde dikkat edilmesi gereken en önemli husus "tutunamayanlar" ifadesinin "loser" ifadesi ile karıştırılmaması gerekmektedir...
zira romanı okuyan her kim ise roman bittikten sonra "ben de mi tutunamayanım len yoksa" diye iç geçirebilir...
ayrıca dandini ve de dastana kardeşler en kopartıcı unsurudur romanın...
when i was a child
bir yokluktu ankara
apres moi dull and wild
town ne oldu que sera
suleyman kargı ya ithaf edilmiş olan selim ışık destanının açılış dörtlüğüdür bu ve tutunamayanların yaşadığı boşluk anlatılmıştır... tutunamayanlar öyle bir kitaptır ki bir kitap okudum hayatım değişti dedirtir insana... ve sorular sorar insan kendine yolda yürürken bile, bir de bakar ki olric gibi bir içbenlik -ki turgut'un soyadının özben olması tesadüf değildir- yaratmış kendine... dünya üzerindeki en etkileyici ve en kusursuz romandır, ayrıca en iyi kurgulanmış romandır da yine (bkz: kime gore neye gore) (bkz: bana gore)
küçük burjuva duyarlılıklarla dibine kadar dalga geçen, salak küçük burjuvalar tarafından okunduğunda hüzünlü ve kendimi buludum, ben buludum beni buldum diye gezerler. siyasal okuyucularsa selim ışık-turgut özben ikiliğinden ortaya çıkan araf durumu aydınlanma sorunsalı ve bireyleşme olarak okular.
oysa; egemen sistemden umudunu kesen, yeni bir dünya hali için kendi egemenliğe karşı oluşturduğu düalizmi yıkamayan ama tutunamayanların toplumsal alandan ansızın ve intikam alırcasına ortadan kayboluşunu anlatır. ve bu kitaptan sonra ansızın ortadan kaybolmak bir alternatiftir.
bu kitabı anlamadan okuyanlar ne yazıkki kitabı ve kimi cümlelerini fetiş hale getirip, kendileriyle beraber pazara sunmayı büyük maharet saymaktadır. "en tutunamayan benim" gibi ucube yarışlara girerek küçük burjuva duyarlılığın en alasını göstermektedirler. rahmetli yaşasaydı da "tutunamayanları okumanın el kitabını" yazardı dedirtir.
yine bir deneme girişi olarak şöyle başlanabilir.
turgut geçmiş ve gelecekle teslim ettiği gazeteciden sonra boş trenlerin kompartmanlarında seyahat etmeye başladı. 2-3 kişilik bir öğrenci grubunu özelleştirilmemiş tren resturantında gürültülü bir şekilde tartışır buldu. bu tartışma o kadar gürültülüydü ki, arada ne noktaklar ne virgüller, ne soru işaretleri vardı. "biri bat dünya bat diye bağırıyordu diğeri öyle değil şöyle söylenir deyip bat dünya bat!diyordu çıtı pıptı ince bir siz bunu dedinizde tutunamayan mı oldunuz şimdi diyordu onlar kıza senin gibi bizimde babamız zengin olsa bizde rahat rahat tutunamazdık diyordu öteki diğerine sen kaliteli sigara içiyorsun hayır ben yeni harman içiyorum diyordu diğeri. garson başlarında sıkılarak bekliyordu çünkü neyi ısmarlayacaklarını bilmiyordu. soruyordu onu duyamayacak kadar çok gürültülü tartışıyorlardı.
turgut baktı dediki;
assiikktirrr yaaaa!!
kaybolmak alternatiftir, kaybedilen dünyaya inat!
oguz atay'ın ilk onemli romanı olmakla birlikte, farklı yazım tekniklerini de bir arada kullandıgı romanı olarak türk edebiyatında onemli bir yere sahip olan kitap.
milletin okuyup okuyup bunalima girme tripleri yaptigi fakat gercek bir edebiyat okurunun satır arasındaki mizahı farkedip kahkahalarla okuyabildigi grotesk roman.
...çıkarlarını düşünmeyenler unutulacaktır. her olayda bir kenara çekilenler gerçekten de bir kenarda kalacaklardır. yaptıkları işlerin gizli kalmasını isteyenler, bunda başarıya ulaşacaklardır. kimse, onların varlığıyla tedirgin olmayacaktır. bir gün öldükleri zaman, arkalarında küçük bir iz, bir anı, bir gözyaşı, bir eser bırakmadan yok olacaklardır. gazetedeki ölüm ilanı bile,yedinci sayfada bir kenarda kalacak, kimsenin gözüne çarpmayacaktır.
hayattan çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktır. ölüm bile onların adlarını duyurmaya yetmeyecektir. herkesin mezarında güller ve menekşeler büyürken, onların mezarlarını otlar bürüyecektir. mezarları bir kenarda kalmasa bile, büyük ve muhteşem anıtların arasına sıkışıp kaybolacaktır. cennetteki muhallebicide de garson onlarla ilgilenmeyecektir.
ağız tadıyla bir keşkül yiyemeden masadan kalkacaklardır. hayattan çıkarı olmayanların hayatı , çıkmaza sürüklenecektir. kendini beğenmişliğin cezasını daha bu dünyadan çekmeye başlayacaklardır. sıkıntılarını kimseyle paylaşmasını bilmedikleri için, yalnız başlarına ıstırap çekeceklerdir. duygu alıverişinden nasipleri olmayacaktır. duygusuz, hareketsiz, tatsız bir hayat yaşadıkları sanılacaktır. çektikleri acılarla, yüzlerinin buruşmasına, saçlarının beyazlaşmasına izin verilmeyecektir.
güldükleri zaman sevinçli, ağladıkları zaman kederli oldukları sanılacaktır. hayattan çıkarları olmadığı da asla kabul edilmeyecektir. böyle bir yanlışlığa düşülmeyecektir. aslında, hayattan çıkarları olduğu ispat edilecektir, çıkarlarını korumak için canları çıktığı halde, bunu beceremedikleri için, çıkarlarıyokmuşdabirşeybeklemiyormuşçasınagillerden göründükleri yüzlerine vurulacaktır. onlar da bu saldırılara bir karşılık bulamayacaklardır. kendilerini yokladıkları zaman, bütün ileri sürülenlerin gerçek olduğunu, hayatlarını boş yere harcadıklarını, ne yazık ki artık çok geç kaldıklarını onlar da açık ve seçik olarak göreceklerdir.
işte o anda dahi, delice bir harekette bulunmalarına, anlamsız bir hayatı anlamlı bir şekilde bitirmelerine göz yumulmayacaktır. kendilerini öldüremeyeceklerdir. onlara anlatılacaktır ki, böyle bir davranış bütün yaşamlarıyla çelişki içindedir, gerçekle ilgisi
yoktur: kendilerini öldürürlerse, onlar hakkında varılan isabetli yargıları çürütmek için gene boş bir çaba göstermiş olurlar. bu hiçbir şeyi değiştirmez. onlar, bu rezilliğe de katlanarak sürünmeye devam edeceklerdir. hayatlarıyla yanlış olanların ölümleriyle doğru olmalarına imkan var mıdır?
hayattan çıkarı olmamak, hem tanrının hem de insanların gözlerinde affedilmez bir suçtur; gelişip yayılmaması için gerekli her türlü tedbir alınacaktır. bütün tarih, bütün iktisat, bütün sosyoloji, bütün psikoloji, kısaca bütün lojiler, hayatın çıkarcılığa dayandığını göstermek için yırtınacaklardır, yırtınmalıdırlar. "ben çıkarıma bakarım" diyeceksiniz, bunun için "babamı bile tanımam" diyeceksiniz. kimseyi tanımayacaksınız; hele hayattan çıkarı olmayanları hiç!
okuduktan sonra etkisinden cikamamis icimde bulundugum kosullari belirtmemis fakat yasadigim mahallede bol bulununan disconnectus erectuslardan dolayi okurken sasirmadigim muthis bir oguz atay yapiti
tutunamayanlar
oğuz atay ın düşündüren ve güzel olan kitaplardan
tüm insanalrın genel beklentilerinden aldıkları yanıtlar ya da alamadıkları
bireylerin günlük yaşamın karmaşasında kaybolmaları
kimlik bölünmeleri
yıllar öncesinden taaaaa çocukluktan beri kurgulamış olduğu ölüm
çocuklara ne kadar dikkat edilmesi gerktiğini
çocukların yıllar sonra bir gün içinde bir anda karar verip ölümü göze almaları
(selim in babasının kaybolan silahını alması , yıllar sonra bu silah ile intihar etmesi olayı)
insanların hem kendileri ile hem de toplumla bağlantılarını kopardıklarında nelerin
ortaya çıkabileceğinin gözlenebildiği bir kitap
bazı tarihsel öğelerin tiye alınması
yazarca yapılan ilginç tahliller
(olricle yapılan içsel konuşma , erich fromm un " sevme sanatı" kitabından durum analizi yapılabilir)
güzel bir kitap
ama okuyucunun kendini kitaba bırakmadan nesnel olarak okuması gereken bir kitap çünkü
eğer aklımda kitap okuyorum denmezse selim gibi okuyucunun da kafası karışabilir
ve lades olabilir kafayı sıyırma durumuna yönelim
" ... başkaları için de tanımlar istiyorlar sizden .
başkalarının işine karıştırıyorlar sizi zorla ,
başkalarının da size karışması için yolu açıyorsunuz böylece . bugün neden ddüşüncelisiniz ?
diyorlar . düşüncelerinizin içine kadar sokuluyorlar ..."
voksne mennesker. daha önce buzdan hayaller filmiyle gözümüzüe çarpan dagur kari'nin kesinlikle daha iyi olan filmi. kahramanlarımız inatla burtonesk edward bloom gibi hep makul olmayan yolları tercih ediyor ve hiç büyümek sorumluluk sahibi sıradan bir yetişkin olmak istemiyorlardır. işte hikayede böyle güzelleşiyor zaten. avrupa filmleri kapsamında istanbul'a da gelmişti sanırım.
ne yazık onlara ki cıkarlarına dokunulmadıkca dogru yola gitmezler ve allahın kendilerine sunacagı nimetleri bilmezler.
ne yazık onlara ki kalpleri temiz olmadıgı için herkesi kötü sanırlar ve günahsıza ve günahkara bir fark gözetmeden kötülük ederler.
ne yazık onlara ki duygulu cekingenliği korkaklık,samimiyeti yaltaklanma ve yardımı bir baskı sayarlar.
ne yazık onlara ki kendilerine acılan saf bir kalbi zaaflarından istifade edilecek,istismar edilecek akılsız sayarlar.
onların,gelecegi yaratan insanlar arasında yeri yoktur.
unutulacaklardır!
*
küçücük odamdayım.kapının ancak yarıya kadar açılabildiği yerde başlayan,eski bir ev arkadaşımdan kalma * sadece yatak özelliği bulunan ismi çekyat yalnız gecelerin dostuna uzatmışım ayaklarımı.tam karşımda annemin, al kullanırsın diyerek yolladığı 70'lerden kalma perde ve arkasında içeriye sızan ağustos kokusu.kücücük bir dolap hemen pencerenin yanında üzerinde alakasız eşyalar topluluğu, yarım bir jim beam,4-5 tane cd, yeşil bir bone,bilgisayar kasasının kapağı ve bi dolu kitap.dolabın üzerindeki eşyalar tozlanmış, sanki asırlardır orada duruyormuşcasına bütünleşmişler dolapla.dolabın içinde 3 yıldır temizlik yüzü görmemiş takım elbiseler,onların arasına sızmış sarıya çalan gömlek parçaları.sağ tarafımda kocaman hun imparatorluğunu anlatan atlas posteri.ve aşağıda bir halı, şarap rengiyle kızarmış,hafif anason kokan,sigara külleriyle yoğrulmuş emektar halıcık.(annemler evlenirken dedem hediye etmiş bu halıyı).ve masam, bi dolu hiçbir sıraya ve şekle uymayan winston kutusu, çoğunun içi kül dolu içinde kül olmayanlarda da sigara artıkları.birkaç tane boş bira şisesi,ve bana bakan modern çağın sosyalleştiricisi çin malı bir webcam.ve bu yığının ortasında ben. kafamda bambaşka bir yığınla.. işte benim hayatım.dışarda hayat var diyorlar doğru mu gerçekten?